5 Haziran 2017 Pazartesi

38

Ağzım bozuktur benim. Hiçbir zaman zarif bir kadın olmadım olabileceğim ve olasım da yok zaten. Hoyratımdır. Çok kızar, az kırılırım. Unutmam daha doğrusu affetmezsem unutmam. Arkadaşlarıma karşı dikkatli davranmayı sevmem aklımda olanı söylerim kırılmasın diye lafı dolandırmam. Sevenim çoktur, sevmeyenim boldur. Zoru severim. Korkmam. Korksam bile harekete geçerim, korkularımın bana engel olmasına izin vermem. korkuya teslim olursanız bir arpa boyu yol alamayacağınıza inanırım. Dolayısıyla cesurları severim. Pes etmem ama geri çekilmem gereken zamanı bilirim. İyi bir evlat, kardeş, dost olmaya çalışırım elimden geldiğince. İyi bir insan mıyım bilmem ama kötü bir insan değilimdir çoğu zaman. Tam bir ikizler burcuyumdur şaşmaz. Bir erkeği çekici kılan aklı ve cesaretidir benim için. Okurum, okuyan insanı severim. Okumayana hayret ederim. Her şeyi bilmek isterim belki bu yüzden okurum. Araba kullanmak en sevdiğim şeydir belki, müziksiz hayat düşünemem. Galatasaray hayatın anlamıdır. İçimde ne varsa dilimdedir. Bugün söylemezsem bile yarın söylerim. Dinlere değil tanırıya inanırım esas olarak. Gerçekten kızgınlıktan ya da korkudan dehşete kapılmışsam sakinlerşirim ve susarım beni gerçekten tanıyanlar ne kadar terörize olduğumu bu halimden anlar. Bazı hatalarıma takar, değiştirmek için uğraşırım. Bana göre insan kusurlu bir varlıktır; kusurlarımı düzeltmeye çalışırım. Üşengeç ve dağınımdır. Ama iş hayatımda hiçbir şeye üşenmem, sabahlara kadar çalışabilirim. Çok yorulduğum zaman sinirlerim bozulur ağlama krizleri geçiririm. Aynı gün Müslüm Gürses, Frank Sinatra ve Chopin dinleyebilirim. Çok sıkıldığımda sesini duymayı sevdiğim insanlar vardır. Yoğun çalışmam gerekiyorsa Chopin dinlerim Çalıkuşu, Jane Eyer ve Gurur ve Önyargı en sevdiğim romanlardır.Her sonbaharda depresyona girerim. Bazen uykulara doyamam, bazen sıfıra yakın uykuyla yaşarım. Yeni tanıştığım herkes 0 ile başlar. Bir anım bir anımı tutmayabilir malum ikizlerim ama bu yazdıklarım hiç değişmezlerimdir. Gözde'nin kullanım klavuzu da diyebiliriz bir bakıma. Hiç aşık olmadım ya da şiir gibi sevmedim, kimseyi bildiğim kadarıyla sevilmedim de; öyle içim giderek bir insana bakmadım ama bir resime, bir heykele baktım için için, bir şarkıyı dinlerken kendimden geçtim, bir kitabın bir kelimesine aşık oldum tekrar tekrar okudum doyamadan, şiir dizelerinde kayboldum. Çocuk severim ama istemem ve bir kadının bu hayatta en büyük başarısının bir evlat sahibi olmak olduğu fikrinden nefret ederim. 38 yaşıma girdim bu sene annemin beni doğurduğu yaştayım bu zaman kadar hayat bana yorulmayı ama yılmamayı, korkmayı ama kaçmamayı, sevmeyi hem de çok sevmeyi, değişmeyi, geçmişe takılıp kalmamayı, beklemeyi öğretti. (Affetmekle ilgili bazı sıkıntılar hala mevcut) 38 senede asıl olarak ne başardın derseniz her ne olursa olsun MUTLU olmayı derim. Herkes çılgın gibi arar ama aslında sadece aldığınız nefestir mutluluk.

Bana yolculuğumda eşlik eden herkese sevgiler iyi ki yolum sizin yakınıza düşmüş.

Gözde

16 Haziran 2016 Perşembe

Nisan Devrimi.

2 sene içerisinde kendime dönüşlerim hep "NİSAN" aylarında oldu. Kendimle savaşımda uçurumun kenarından dönmem ve depresyonda olduğumu kabullenmem 2014 yılının 19 Nisan gecesine denk gelir, yani diyebilirim ki içinde bulunduğum karanlığı bir nisan ayının gece yarısında algılayabildim. Zaten her şey o nisan gecesinde başladı. Hayatımı değiştirmem gerektiğini biliyordum artık. Bedenime ve ruhuma inanılmaz zararlar vermiş, çok hoyrat davranmıştım ikisine ama bana rağmen direnmişlerdi. İnsan zihninin ne kadar karanlığa gömülebileceğini, kişinin beden ve ruhuna ne kadar kötülük yapabileceğini bilseniz şaşarsınız. Zihnim aydınlanmaya başladığında ruhumu da tedavi etmeye başladım. Değişmeye, gerçek Gözde'ye dönüşmeye başlıyordum.

Zihinim aydınlığa, ruhumu da yavaş yavaş huzura kavuşturduğum da verdiğim ilk karar beden sağlığımı yeniden kazanmakla ilgili oldu, ameliyat olacaktım çok kararlıydım. Testler, tedaviler, raporlar bir yandan iş fiziksel olarak zorlayıcı bir sürecin ardından kaderin cilvesi o karanlıktan çıkmaya başlamamın tam 1 yıl ardından nefis bir bahar günü 29.Nisan'da beden dönüşümüm de başlamış oldu. Bir yıldan fazla geçti üzerinden yeni bir ben, yine bir ben, gerçek ben ortaya çıkıyor. Değişen bedenim ama yenilenen ve tazeleşen bir ruhum var artık.

Kolay mıydı? Asla. Bedenen bir sürü kısıtlamaya adapte olmak kolay değildi ama isteyince çok ama çok isteyince zor diye bir şey yok. Asıl zor olan ruhen yenilenmek oldu, zihnimi temizlemek ek olarak. Hayatın belli dönemlerinde insan pusulayı kendine çevirmeli, kendini ihmal ettikçe insan muttan uzaklaşıyor, ruhunu karartıyor. Kendinize dönmek kötü değil aslında uzun zaman karanlıkta kaldıktan sonra. İyi bir aile, her çileni çeken bir kaç dostla zor zamanlar kolaya dönüyor. Bunu fark etmek için bazen uçurumun kenarından dönmek ya da bir çırpıda radikal bir karar almak gerekiyor.

Hayatımda değişmeyecek şeyler yok mu; elbet var . Aileme olan bağlılığım, dostlarıma olan sevgim ve cesaretim. Aksine daha fazla arttı hepsi, ailemi daha çok sarıp sarmalamak, dostlarıma daha fazla kıymet veriyorum ve özellikle artık çok çok çok daha cesurum çünkü biliyorum ki korkmayınca hayat daha basitleşiyor.

Kendinize hoyrat olmayın ya da olun ama bir yerde durun.


5 Haziran 2016 Pazar

Yine yeni bir küçük doğum günü yazısı .

36 bitti 37 oldum. Sadece küçük matematiksel hesaplar geçirdiğimiz günler, saatler,  yıllar ?  Benim için başka bir yıldı. Ben şiir sevdim 36 yaşımda, bol bol okudum, bol bol dinledim en çok kendimi dinledim ama, affettim ilk evvela kendimi sonra kırıldıklarımı. Kızdım kalbimi kıranlara ama kendime yaşattıklarım için önce bana. Güldüm önce kendime, sonra her şeye. Sevdim ilk evvela kendimi sonra her şeyi. Kendimle ve hayatla barıştım. Çok sevip çok özlediklerimle kavuştum. Kendime hak ettiğim değeri verdim önce sonra da herkese hak ettiği değeri vermeyi öğrendim. Her şeyin benimle başladığının ve benimle bittiğinin farkına vardım hatta ne kadar önemli olduğumun. Kendime ve bir çok kişiye çok hoyrat davrandım çok ama çok uzun müddet. Kırdıklarım beni affetsin, ben beni kıranları affettim. Yeni bir hayat yaşıyorum artık. 36 yaşında yeniden doğdum. Yeni bir ben değilim, artık daha çok benim.

İyiki doğdum.

31 Aralık 2015 Perşembe

Yeni Yıllar Yeni Yollar

Umut fukarasına, hatta umut denen olguya düşman olduğum bir dönemde alnıma düşen ilk kar tanesi sanki yeniledi beni. Bastırmaya, silip atmaya çalıştığım umut kırıtılarını kocaman okyanuslara çeviriverdi bir anda . Koskoca bir neslin en büyük hayali yılbaşı gecesi kar yağsın 2015'i 2016'ya bağlayan 31 aralık günü gerçek oldu. Güzel İstanbul bembeyaz bir örtüyle kaplı şimdi . Camın kenarında oturmuş kahvemi yudumlarken umut okyanuslarını olabildiğince reel tutma çabası içindeyim. Ama elde değil çocukluk hayalimin gerçekleştiği bir zamanda şimdi kurduğum hayallerimin ve umutlarımım gerçekleşecek olduğuna inanamam için hiç bir  dayanak yok gibi görünüyor. 2015 benim için değişim, dönüşüm ve kendimi yeniden tanıdığım yıl olarak hayatımda yer edecek. 2016 ise kendimle barışma yılım. Kendime hoyratça davrandığım onca yıldan sonra kendimi affedeceğim yıl. 2016'da hepimiz mutlu olalım, bol gülelim, çokça sevelim, affedelim, verdiğimiz kararlardan pişman olmayalım, keşke demeyelim, çektiğimiz ve ya çekeceğimiz acılara karşı dirayetli olalım.

Herkese mutlu yıllar . 2016 herkese gönlünden geçeni versin.

Gözde

9 Kasım 2015 Pazartesi

Bir başka Atatürk.

İlkokula başladığımızda ilk öğrendiğimiz şey: Mustafa Kemal Atatürk 1881 senesinde "Selanikte" doğmuştur. 10.Kasım.1938'de İstanbul Dolmabahçe Sarayında hayata gözlerini yummuştur. Bu iki tarih arasında onlarca savaş, ölüm tehlikeleri ve en önemlisi koskoca bir devlet kurmayı sığdırmıştır. Bize öğretilen kısmı bu. 80 küsür yıl önce söylediklerine baktığım zaman zekasına ve öngörüsüne tekrar tekrar hayran olurum yaş aldıkça. Aslında biraz yakından baktığınızda idealleri uğruna yalnız kalan birisi çıkar karşımıza. Bir adam düşünün 7 sene savaştan savaşa koşup bir tren vagonunda annesinin öldüğünü öğrensin ve bunun üzerine yazdığı telgrafı şöyle bitirsin "Cenab-ı Hak millete hayat ve selamet versin." Annesinin cenazesinde bulunamamış ve en kıymetli varlığı annesi olan bir adam. Tabii ki hataları, aşkları, belki pişmanlıkları olan bir adam olan bir adam. Ama Atatürk ile ilgili benim en çok içimi burkan  her şey bir kenara bırakıldığında sıla hasretiyle hayata gözlerini kapatmış birisi olmasıdır. Bir adam düşünün ülkesinin bir savaş daha kaldıramayacağını düşünüp kendi memleketini topraklarına katmasın. Yapmamış. Yapmak istese kim hayır diyebilirdi ki?

 Belki o son 09:05'te  gözünün önünden Selanik'te koştuğu tarlalar geçmiş, küçük bir ah demiştir hasretle, belki kollarını açmış onu bekleyen tüm sevdiklerini görmüştür. Ali Rıza Bey, Zübeyde Hanım ve hatta bu hayatta tek sevdiği ama tercih edemediği kadın Fikriye kollarını açmış sevgiyle karşılamıştır. Koskoca bir ülkenin sevgisini kazanıp yakınlarının sevgisinden mahrum kalan adam belki ilk defa o an rahatlamış, mutlu olmuş, gerçekten gülümsemiş, savunmasını indirmiş ve gerçekten huzura ve sevdiği kadına kavuşmuştur. En derin yarası ölene kadar bir daha memleketini görememek olan bir adam düşünün. Koskoca bir ülke kurmuş, dünyanın hayranlığını kazanmış ama bir daha doğduğu toprakları göremeden hayat gözlerini kapatmış bir adam .

 Mustafa Kemal Atatürk 1881 Yılında Selanik'te doğdu. 10.Kasım.1938'de İstanbul Dolmabahçe Sarayında saat 09:05'te doğduğu toprakları bir daha göremeden hayata gözlerini yumdu.



14 Ekim 2015 Çarşamba

Mastar ekleri ile çekilen fiiller zamanı.

 Kelle koltukta yaşamak, fırsatın varken gitmediğine pişman olmak, kaldığın için bir şeyler yapmak istemek ama yapamamak ya da ne yapacağını bilememek. Hep üzülmek, çok korkmak kendin için değil sevdiklerin için yüreğin elinde yaşamak. Giden tüm canlara için için üzülmek. Bir şeye gülerken yitip gidenlerin geride bıraktıklarına karşı pişmanlık duymak, yüzü kızarmak yani doya doya gülememek. Bir şiir okurken huzur duyup, bittiğinde yine huzursuzlanmak. Güzel bir şey paylaşırken iki kere düşünmek. Kısacası mutluluk ve huzur veren her şeyin size pişmanlık hissettirdiği, bolca hüzün dolu günler yaşıyor aklı selimler bu memlekette.

100'e yakın can gidiyor, çocuğundan gencine, öğretmeninden işçisine "oh diyor" adam iyi oldu ya da eskiden olsa çok sevinebileceğimiz bir maçı bize zehre çevirebiliyor. Ben onlara düşünceleri için kıymam asla, hatta düşüncelerini savunma haklarını ölümüne savunurum ama içten içe bilirim ki onlar bana kıyar, arkamdan yuh çeker, düşüncelerim ve yaşam tarzımdan dolayı ölmeyi hak ettiğimi düşünürler.Bilirim çünkü yaptılar. Koptuk biz sonu olmaz bir yola gidiyoruz ne acı.

Demokrasi bu memlekette anlamı en bilinmeyen kelime ise faşizm (ki en sevmediğim kelimedir kendisi) ise en içi boşaltılmışı, barış, kardeşlik, huzur, birlik, beraberlik en uzak, adalet en kayıp. Güzel kelimelerin anlamsızlaştığı bir ülkede yaşamak bizim şimdiki sınavımız. Daha büyük sınavlar bekliyor bizi bunun hepimiz farkındayız. Asıl farkında olmamız gereken tek bir bir gerçek var, bu memleketten bir enkaz kalkacak belki bugün belki yarın, ama eninde sonunda "el birliğiyle" altından kalkılması gereken bir enkaz. Elimizden geldiğince sen, ben, o yapmadan birleşerek verilecek bir sınav bu. Peki ilk yapılması gereken ne ? Bence ilk yapılması gereken kelimelere gerçek anlamlarını yeniden kazandırmak olmalı, işin doğrusu görevlerin en zoru bu .

Korkmak, sinmek, kaçmayı düşünmek ve bir anda silkinip kendine gelmek. Bilmek yapılması gerekenin sadece beklemek olduğunu ve zamanı geldiğinde elini taşın altına sokup bu ülkeyi güzel kelimeler ülkesi haline getirmek için çaba harcamanın en cesurca olduğunu. İşte bizim şimdi yaşadığımız zaman böyle bir zaman. Mastar ekleri ile çekilen fiiller zamanı.


9 Eylül 2015 Çarşamba

Geri gider bu memleket.

Her gün haberleri açtığımda. (ki açmamaya özen gösteriyorum) 90'lı yılların geri döndüğünü hatta her şeyin daha beter olduğunu görmekten nefret ediyorum. Yıllar boyunca süregelmiş politik hatalar zincirinin, eğitimsizliğin dibine vurmuş ve neyin ne doğru neyin yanlış olduğunu idrak edemeyen bir milletin içinde yaşıyor olmak kanıma dokunuyor. Elim kolum bağlı oturmak, sessiz kalmaya çabalayıp sonunda kalamamak, etraftan yapma başın derde girecek baskısını hissetmek, ölen çocukları, yitip giden gençleri, ciğeri pare pare olan babaları, yüreği yanan anaları, sevdiğini kaybeden kadınları ve yetim kalan evlatları görmekten yoruldum ben. Sıkıldım kaostan, savaştan, kavgadan. Tek ihtiyacımız huzurken 3-5 menfaatçi, düzenbaz, ahlaksız, güç budalası oksijen israfının galeyana getirdiği ne yaptığını bilmeyecek kadar cahil, beyni bedeninden ayrılmış, şuursuzun ya da aptallığından yararlanılıp beyni yıkanan, gözünü kan bürümüş mahlukların hiçbirinin birbirinden farkı yok. Vandallık, savaş, kan tek çözümünüz bu. Bu memleketin her geçen gün gerilemesini sebebi sizlersiniz.Gidin...Tasınızı tarağınızı alıp bu dünyadan gidin, bu dünya sizlerle paylaşmak için fazla küçük. Gidin artık daha fazla bu dünyayı kirletmeyin.

Hiçbirimiz ırkçı, sevgisiz, egoist, kibirli doğmadık. Ağzından düşürmediğin Allah'ın bize verdiği beyin içini doldurmaya gücün yetmeyeceği bir veri bankası ve inanır mısın; BEDAVA. İçini doldurmaktan geçiyor her şey. Eğitim politikaları falan umurumda değil, her şey kişinin kendisinde biter. Ne verirsen onu alırsın, kendini eğit, insanların seni yönetmesine, kuklalaştırmasına izin verme,
yakarak, yıkarak, öldürerek ne çözüldü bugüne kadar, ne geçti ellere utançtan başka. Sükunet, sabır, hoşgörüdür bu memleketi yol aldıracak ve barışı getirecek olan.


Uyan arkadaşım bizim birbirimize tahammülümüz kalmadı, sor bakalım kendine "acaba neden" diye. Cevabını verebiliyor musun? Ben sana bir ipucu vereyim. Aynaya bak. Bu memleketi bu hale getiren bizleriz. Suç sende, bende, herkeste. İzin verdik eğitim sisteminin içinin boşaltılmasına, kazanılacak 3-5 kuruş uğruna ülkenin alaşağı olmasına, en korkuncu da ötekileştirilmeye göz yumduk. Kemalist, ulusalcı, milliyetçi, dinci, faşist, Türk, Kürt, alevi, sünni,  kadın, erkek, Galatasaraylı, Fenerli içten içe parçalandık. İşte sonuç memleket darmadağın. Ve işin kötü tarafı memleketin halinin müsebbiblerinin umurunda değil. Ne sen, ne ben ne de bu memleket umurları değil. Canım uyan, sen öldüğün ile ya da öldürdüğün ile kalıyorsun, ben üzüldüğümle. Muktedirler kendi ceplerini doldurup, tahtlarına daha rahat oturmak, etraflarında biriktirdikleri o aptal kalabalığı kaybetmemek derdinde yani kendi güçleri ve keyifleri dışında hiçbir şey umurlarında değil. Aç gözünü, gri hücrelerini çalıştır lütfen. Huzurlu ve barış dolu bir toplumda yaşamak istemiyor musun? Gelecek nesillerde kaos içinde mi büyüsün?


Son aylarda ölen çocukların, gençlerin sayısına bak. Ne kadar acı sayısına bak diyoruz. Aslında en büyük sayı bir değil mi? Biri de bin bini de bir. Sebepsiz yere bu memlekette kan dökülmesin artık. Muktedirlerin aklı selim olmadığı yerde iş bizlere düşmüyor mu? Sakin olmalı, ve o beyni biraz kullanmalı.